TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ 39. OLAĞAN BÜYÜK KONGRESİ AÇILIŞ KONUŞMASI
ECZ. ERDOĞAN ÇOLAK / MERKEZ HEYETİ BAŞKANI
14.11.2013 / BİLKENT OTEL - ANKARA
Saygıdeğer Protokol,
Değerli meslektaşlarım,
Sayın konuklar,
Basının değerli emekçileri,
Elbette insan ve toplum yaşamının hangi veçhesi olursa olsun, metalaşması, paralılaşması, şeyleşmesi, bir özel kâr ve kazanç alanı ve unsuru haline gelmesi kabul edilebilir bir şey değildir amailaç söz konusu olduğunda durum çok daha vahim demektir. Zira, ilaç doğası ve mantığı gereği metalaştığı andamisyonuna ve varlık nedenine yabancılaşır. Çünkü özel çıkara, yakın faydaya, kâra ve kazanca endekslibir ilaç mümkün değildir.
Alman şair Rainer Maria Rilke,“Genç Şaire Mektuplar”adlı eserinde:“Sanatçı olmak, hesap yapmamak, sayı saymamak, özsuyunu zorlamaksızın ve yazın gelmeyebileceğinden korkmaksızın bahar fırtınalarına göğüs geren bir ağaç gibi olgunlaşmaktır” demişti. Eczacılık için böyle bir dünya istiyorsak, çok mu şey istemiş oluyoruz? Bizler bu şikâyetleri ortadan kaldırmak için, herkese eşit ve adil davranan, herkesi kapsayan bir sosyal güvenlik sistemi istiyoruz. Bize böyle bir eczacılık hizmeti sunmamız için alan yaratın, sonra ilaç masraflarını bize bırakın. Eczacı ilaç-ilaç etkileşmelerini, ilaç zehirlenmelerini, ecza dolaplarını, kronik hastalık riski olanları, tedavi uyumsuzluklarını, advers etkileri takip ederse, inanın ilaç harcamaları da beklemeyeceğiniz kadar düşer. Eczacıyı bu konuda teşvik edin. Bir ortam hazırlayın, hep beraber hazırlayalım, eczacı işini yapsın. Bankalarda, depolarda, müdürlüklerde koşturmasın, geleceğinden korkmasın, çocuğunun geleceğinden korkmasın, hastasıyla ilgilensin. Bizim tek istediğimiz budur. Dünyada eczacılığın gittiği yön de budur. Eczacılık ilaç odaklılıktan hasta odaklılığa kaymaktadır. Eczacı ilaç uzmanı olmanın ötesinde sağlık danışmanı olarak yeniden konumlanmaktadır. Bu gelişmelere paralel olarak eczacının geliri de ilaç fiyatlarından bağımsız hale getirilmeli, eczacıyı ilaç fiyat düşüşlerinden koruyacak kutu başına bir sabit ücret verilmeli ve Batı’da pek çok ülkede olduğu gibi eczacıya yaptığı meslekî uzmanlığına bağlı olarak verdiği danışmanlık hizmeti çerçevesinde meslek hakkı tanınmalıdır. Değerli meslektaşlarım, İleri teknoloji ile üretimin yapıldığı, vasıflı işgücünün ağırlıklı olduğu ve uluslararası ticaretten ciddi pay alan dünya ilaç sektörü; toptan dağıtım ve perakende satış piyasaları ile sürekli büyüyen ve genişleyen bir pazarın oluşumundaki ana dinamiktir. İnsan sağlığını doğrudan ilgilendiren, talep esnekliğinin olmadığı ve devletin sosyal güvenlik harcamaları sebebiyle tüketicilerin, piyasa dinamiklerinden doğrudan etkilenmediği bu küresel piyasa 2010 yılı itibariyle 856 Milyar Dolarlık bir hacme ulaşmıştır. Uluslararası faaliyet gösteren çoğu ABD menşeli ilaç firmalarının etkinliğinin belirleyici olduğu bu pazarın önümüzdeki beş yıl içinde yüzde 3 ile yüzde 6 arasında bir büyüme sergileyerek 2015 yılında 1.100 Milyar Dolarlık bir hacme ulaşacağı tahmin edilmektedir. Uluslararası ilaç pazarına firma bazlı bakıldığında ise pazarın % 45’i ilk on firma tarafından kontrol edilmekte olup, bu haliyle sektörün tam anlamıyla büyük ilaç tekelleri söz sahibidir. ABD menşeli firmaların egemenliğindeki pazarda, sermaye birikimi için kârlı alanlar haline gelmiş olan gelişmekte olan ülkelere yönelik çok ciddi bir yönelim bulunmaktadır. Bu yönelimin önümüzdeki yıllarda artarak devam edeceği bilinmektedir. “ilaç pazarında gelişmekte olan ülkeler” artan sağlık ve ilaç harcamaları sebebiyle önümüzdeki beş yıl boyunca, dünya ilaç pazarının büyümesinin asıl lokomotifleri olacaktır. Aynı zamanda ihracatın ithalatı karşılama oranının düşüklüğünden dolayı da dış ticaret açığına katkı yapan dördüncü büyük sektör olma pozisyonunu koruyacaktır. Türkiye’nin bu pozisyondan çıkabilmek ve makro hedeflerine ulaşabilmek için acilen ilaca ve AR-Ge’ye yatırım yapması, bunun için de nitelikli, uzman eczacı yetiştirmesi gerekmektedir. Şu anda Meclis’te bulunan eczacılıkta uzmanlık yasasının da bu çerçevede, bu makro hedefler yönünde değerlendirileceğini umuyoruz. Değerli meslektaşlarım, Yeri gelmişken şunu söylemek zorundayım: İlaçta bir bulunabilirlik ve kalite sorunu yaşıyoruz. Bunda ilaçları sadece bir meta olarak gören, ilaçlara sağlık ürünleri değil, ticari ürünler olarak yaklaşan ilaç firmalarının da büyük sorumluluğu var. İnsanlığın ürettiği bilgiyi kendi tekeline alan, onu patentleyen ve bu bilgiyi geri satan bir yaklaşım söz konusu. Ama herhalde hiçbiri ilaçların üretilmesini mümkün kılan Edison’a patent ödemiyordur. Bizim ülkemizde de yıllarca Ar-Ge masrafları, tanıtım masrafları gibi adlar altında kalemler gerekçe gösterilerek ilaç fiyatlarının serbest olarak belirlendiği bir dönem yaşandı. O dönemde de bizler, ilaçların alınabilir bir fiyattan piyasaya sürülmesi için var gücümüzle çalışıyorduk. Geldiğimiz noktada, ilaç fiyatlarına son 10 yılda 294 kez indirim geldi. Şimdi de ilacın bulunabilirliği noktasında bir sıkıntı yaşıyoruz. Hükümetin ilaçta tasarrufun bir yöntemi olarak ortaya sürdüğü global bütçe, hepimizi etkiledi. Ancak ilaç şirketleri bu etkiyi en aza indirmek için eczacılara, yani ürettikleri ürüne değer kazandıranlara yöneldiler. Ticaret hukuku teamüllerini bir kenara atarak ticari ıskontoları geri çektiler, son derece haksız bir biçimde, mevzuata rağmen kamu kurum ıskontoları ve stok zararları konusunu çözmeye yanaşmayarak zarardan kâr etmeyi seçtiler. Türkiye 16’ıncı büyük ilaç pazarı ve daha da büyümeye aday. O yüzden “ne yardan ne serden” anlayışının bir sonucu olarak, hem piyasada kalabilmek hem de ilaçtan dolaylı kârlarını artırmak için, normal koşullarda paydaşları olması gereken eczacıları ve onların birleşik örgütlü gücünün yegâne temsilcisi olan meslek birliğini göz ardı etme yanlışlığına düştüler. Bizler bu yaklaşımın böyle devam etmesini anormal, irrasyonel, şirketlerin kendi çıkarları açısından da yanlış buluyoruz. Eczacı ilacın bütüncül bilgisine sahip kişidir, ilacı üretmeyi de bilir. İşletmecilerin egemenliğindeki firmaların bunu anlaması gerekir. Şimdi yapılması gereken nedir? Paydaşlar arasında yeni bir sözleşme yapılmalıdır. İlaç şirketleri eczacıyı da etkileyen sorunlar karşısında bizleri dış çembere atıp sorunları hükümetle çözme konusundaki tutumundan vazgeçmelidir. İlacın bulunabilirliği noktasındaki talepler bizim de taleplerimizdir. Denilebilir ki bu süreçte tek sorumlu ilaç şirketleri mi? Hayır elbette değil. Hepimiz sağlıkta dönüşüm sürecinin mağduru olduk. Ama her şeyden önce hastalarımız ilaç fiyatları nedeniyle yaşanan belirsiz durumdan dolayı büyük zorluklar çekiyor. Bu zorlukların birincisi, ilacın bulunabilirliği noktasında dedik. Ama ikinci bir konu var ki, o da en az ilacın bulunabilirliği konusu kadar vahimdir. Dün Türkiye’nin en büyük ilaç şirketlerinden birisinin Yönetim Kurulu Başkanı fiyatlandırma ve kur politikası nedeniyle ilaçların kalitesinin de düşmekte olduğunu, ilaç etken maddesini alınması gereken yerden değil, daha düşük kaliteden satandan aldıklarını, kalite düşünce ilacın tesirinin azaldığını, eskiden problemli ilaçların oranının yüzde 1 iken şimdi yüzde iki olduğunu açıkladı. Bunlar yabana atılır ifadeler değil, üzerinde ciddiyetle durulması ve düşünülmesi gereken sözler. Durum bu ise, biz üzerimize düşeni buradan yüksek sesle dilendirmek istiyoruz: Sağlık Bakanlığı’nı ilaçların kalitesi, iyi üretim uygulamalarına uygunluğu, biyoyararlanım, biyoeşdeğerlik denetimlerinin yapılması için acilen göreve çağırıyoruz. Bunun da ötesinde, ilaç fiyatlarındaki düşüşlerin ne boyutlara varabileceği, ne sonuçlar doğurabileceği gerçeğini görerek ne kaliteden, ne bulunabilirlikten ödün vermeden ilaç piyasasının yeniden düzenlenmesi konusunda bir irade bekliyoruz. Başta sabit döviz kuru olmak üzere, ilaç fiyatları ve kamu kurum ıskontoları mutlaka yeniden düzenlenmelidir. Bu adımlar sürdürülebilir bir ilaç ve eczacılık hizmeti için atılması zorunlu adımlardır. Peki, ilaç firmaları ve bu firmaların temsilcisi olan şirketler niye bugüne kadar konunun ciddiyeti hakkında Sağlık Bakanlığını uyarma ve harekete geçirme kararlığı göstermemişlerdir. Dahası ilacın fiyatı aşağıya düşüyor diye ilacın kalitesinden ödün vermek, daha ucuza etken madde temini ihtimaller düşük bile olsa halk sağlığını riske atmak değil midir? Bizler her ne pahasına olursa olsun sağlığın sadece kâra tahvil edilemeyeceğine inanıyoruz. Değerli meslektaşlarım, Sevgili konuklar, Bir düşünür, “Teoride, teori ve pratik arasında fark yoktur, ama pratikte vardır” demiş. Bizler her zaman dönem başında ortaklaştırdığımız çalışma programları ile döneme başlıyor, sonra da bunları tüm eczacılık camiasına yarar getirecek şekilde hayata geçirmek için çalışıyoruz. Elbette zaman zaman teoride olmayan farklar, pratikte açığa çıkıyor. Bizler 6308 Sayılı Yasamızın eczane sınırlaması ve Sağlık Bakanlığı ruhsatlı tüm ürünlerin münhasıran eczanelerden satılması gibi maddeleri dolayısıyla son derece memnunuz. Bu konuda çaba gösteren herkese bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu örgütün 30 yıllık hayalini gerçekleştirdik. Kendimizi böyle bir dönemde burada yönetici olduğumuz için son derece şanslı sayıyorum. Üç partinin uzlaşısıyla geçen böyle tarihi bir yasaya destek verdikleri için huzurlarınızda tüm parti temsilcilerine ve vekillere şükranlarımızı sunuyorum. Değerli meslektaşlarım, Bu yasa içinde olanlar kadar olmayanlarla da eczacılığın seyrini değiştirecek bir yasadır. Eczane sınırlaması ile: · Eczane başına düşen eczacı sayısı ve buna bağlı olarak hasta başına düşen eczacı oranı Avrupa standartlarına yükselecek · Bölgelerarası eşitsizlikler giderilecek · İlaçların dağıtımı meslekî etik ve standartlar temelinde yürütülecek · Sağlık hakkının önemli bir ayağını oluşturan ilaç ve eczacılık hizmetlerine herkesin eşit biçimde ulaşabilmesi temin edilecek, · Eczanelerin daha etkin ve kaliteli hizmet sunabilmesi sağlanacaktır. Ancak hepinizin bildiği üzere bunun için Sağlık Bakanlığımızın ilgili yönetmeliği bir an önce çıkartmasını bekliyor ve talep ediyoruz. Bu yasa, içinde olanlar kadar olmayanlarla da önemlidir demiştik. Çünkü: · Eczacının eczanenin sahibi ve mesul müdürü olduğu bir kez daha teyit edilerek zincir eczaneler açılmasına set çekilmiş, · İster reçeteli ister reçetesiz olsun ilacın eczane dışına çıkmasının önüne geçilmiştir. Bu iki gelişme bizi dünya trendinden ayıran, ticari eczacılığın karşısında etik eczacılık modelini sürdürmemizi sağlayan son derece önemli gelişmelerdir. Diğer yandan, önümüzdeki dönemde eczane sınırlaması ile birlikte acilleşen yakıcı bir gündem bulunmaktadır. Eczacı insangücü planlaması ve eczacı istihdamı. Bizlerin bugün yaşadığı en akut sorunlardan bir tanesi, sistemsiz bir biçimde açılan, çoğunda yeterli öğretim üyesi ve altyapı olmayan eczacılık fakülteleridir. Şu anda sayıları 30’u geçmiş olan eczacılık fakülteleri, kalite ve altyapı açısından eczacılık alanında yeni sorunları beraberinde getiriyor. Eczacılıkta sınırlamanın sağlıklı bir biçimde uygulanabilmesi için mutlaka; - Fakülte sayıları da eczacı insangücü ihtiyacına göre belirlenmeli, - Fakülte altyapıları iyileştirilmeli - Uzman insangücü yetiştirecek yeni formüller üzerinde çalışılmalı, üniversitelerin bir kısmı buna göre yeniden konumlandırılmalı ve eczacılıkta uzmanlık yasası çıkartılmalı - Eczacılık eğitiminin standartları geliştirilmeli, ihtiyaca yönelik eğitim programları uygulanmalıdır. Tam bu noktada eklemek isterim ki, eczacı örgütünün de aynı TOBB gibi, İstanbul Ticaret Odası (İTO) gibi kendi üniversitesini kurmasının ve yaptığı planlama dâhilinde ihtiyaç duyulan kritik noktalarda uzman insangücü yetiştirmesinin vakti çoktan gelmiştir. Değerli meslektaşlarım, İstihdam ve eğitim sınırlama ile birlikte birbirine ayrılmaz bir biçimde bağlanmış durumdadır. Ancak istihdamla ilgili tek sorun da tek çözüm de eğitim değildir. Sağlık Bakanlığı’nın yürütmekte olduğu ve bizim de katıldığımız “Eczacı İnsangücü 2023 Vizyonu” çalışmaları kapsamında eczacının hangi alanlarda çalışabileceği ve çalışması gerektiği de belirlenmeli, klinik eczacılık, onkoloji eczacılığı gibi uzmanlık alanlarında yetişen kişilere yönelik kadroların açılması sağlanmalıdır. Değerli meslektaşlarım, Geçtiğimiz dönemin önemli gelişmelerinden bir tanesi de imzaladığımız protokol ve revizyon oldu. Biliyorsunuz, bizlerin eczacıların ekonomik koşullarını iyileştirmenin yanı sıra eczaneler arasındaki gelir dağılımı adaletsizliğini gidermek konusunda da bir gayretimiz, ortak bir irademiz var. Bu irade doğrultusunda bir yandan düşük gelir grubundaki eczacılarımıza yönelik olarak pozitif ayrımcı önlemler alırken diğer yandan da reçetelerin sıralı ve üst limitli dağıtımını sağlayarak eczacılar için bir “eczacılık temel geliri” elde etmeye ve elbette ilaç suiistimalini önlemeye, hasta sağlığını korumaya çalışıyoruz. Bununla, genç eczacılarımızın mesleklerini yapmalarını bir nebze olsun kolaylaştırdığımızı da düşünüyoruz. Böylece eczane sisteminin yaygınlığını koruyor, başka tehditlere fırsat verecek şekilde eczane sermayelerinin yoğunlaşmasını önlemeye çalışıyoruz. Eczane yaygınlığının korunması ve sermaye yoğunlaşmasının önlenmesi çabası sadece genç eczacılarımız açısından değil tüm eczacılarımız ve eczacılık sistemi için gerekli bir çabadır. Değerli meslektaşlarım, Değerli konuklar, 21. yüzyılda eczacılıkta hedef; ilaçların, sağlık ürünlerinin ve tıbbi cihazların akılcı kullanımını sağlamak ve optimal terapötik sonuçlar elde etme sorumluluğu taşıyan bir meslek olarak topluma hizmet etmektir. Artık eczaneler sadece ilaç sunumunun yapıldığı yerler değildir, başlı başına birer sağlık bakım merkezine dönüşmenin eşiğindedir. Bu bağlamda bizlerin de yenilenmeye, yeni modeller ve yeni formlar geliştirmeye, eczanelerimize yatırım yapmaya ihtiyacımız var. Hasta odaklı, koruyucu ve yol gösterici ve geleceğe kalacak bir eczacılık hizmeti için önümüzdeki dönem üç boyutlu bir perspektifle hareket edeceğiz. Bunlar: · Birincisi, mesleki gelişime öncelik vermek · İkincisi, ekonomik iyileştirmeler ve kazanımlar elde etmek · Üçüncüsü ise örgütsel gelişim ve atılım sağlamaktır. Mesleki gelişimin birincil şartı eczacılık lisans eğitiminin daha nitelikli hale getirilmesi, akademisyen kaynağın, teknik donanım, ders içerikleri, uluslararası akreditasyon gibi başlıklarda eğitim standartlarının Bologna Süreci olarak adlandırılan Avrupa Yükseköğretim Alanı standartlarına yükseltilmesidir. Bununla birlikte meslekî gelişimi sadece fakülte lisans eğitiminin sınırları dâhilinde düşünmek büyük bir yanılgıya düşmek olacaktır. Zamanın ruhu yaşamboyu öğrenme ve yetişkin eğitimini öne çıkarmaktadır. Sağlık ve eczacılık kabuk değiştirip, yeni yüz ve yüzeyler kazanırken mesleki gelişimin “sürekliliği” kaçınılmaz bir hal almıştır. Bu bağlamda Birliğimizin sürekli mesleki gelişim düsturuyla kurduğu TEB Akademi, önümüzdeki dönemde eczacının değişimin ve dönüşümün ruhunu yakalayarak sağlık hizmet zinciri içerisindeki vazgeçilmezliğini perçinleyeceği meslek içi eğitim programlarına ağırlık verecek, farklı alanlardan gelen bilim insanlarıyla çok yönlü ve multidisipliner bir yapılanmaya kavuşacak; belki de bir üniversiteye giden yolun yapıtaşını oluşturacaktır. Değerli meslektaşlarım, Mademki artık eczacı sağlık danışmanı ve hasta güvenliği sorumlusu eczane de birinci derecede bir sağlık bakım merkezidir diyoruz, öyleyse eczacı ve eczane temelli sağlık hizmet yelpazesini geliştirmek durumundayız. İlaç ve sağlık ürünleri sunumu dışında farmasötik bakımın gerektirdiği hasta takibi özellikle kronik hastalık takibi yapmak; polifarmasiye ve ilaç kullanım kontrolüne ağırlık vermek; kardiyovasküler sağlık hizmeti, evde bakım hizmeti, yaşlı bakımı, alkol ve madde bağımlılığı, ruh sağlığı, cinsel sağlık ve çocuk sağlığı alanlarında rol üstlenmek; yaygın klinik vakaların yönetimine katkıda bulunmak ve aile hekimlerinin ortaklığında birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunumu gerçekleştirmek önümüzdeki dönem öncelikli hedeflerimiz arasında yer alacaktır. Bu bağlamda Dünya Sağlık Örgütü ve FIP’in birlikte geliştirdiği, 1999 Kılavuzu’nu güncelleyen yeni İyi Eczacılık Uygulamaları Kılavuzu’nun da Sağlık Bakanlığı tarafından bağlayıcı bir belge olarak yayınlanması için çalışma yapmalıyız. Bunun dışında ilacın tek sahibi olduğumuzu, aynı zamanda ilacın eczanelerinizin bel kemiği olduğunu unutmadan fitoterapi, aromaterapi, homeopati gibi alanlarda da sözümüzün olduğunu göstermeli, eczanelerimizdeki ürün çeşitliliğini artırmalıyız. Medikal ürünler konusunda attığımız adımı geliştirmeli, diğer eczane sağlık ürünlerinin belirli standartlara kavuşturulması için de çalışmaya devam etmeliyiz. Eczacı ve eczane temelli hizmetler için meslek hakkımızı elde etmeye dönük çalışmaları var gücümüzle sürdüreceğimiz gibi Ek Protokolle 17.000 civarındaki eczacımız için 75 Kuruş’a çıkardığımız yüzdesel ve sabit kâr marjını eczacının ilaçtan kazanacağı bir noktaya çekmek, reçete başına bedeli kutu başına bir bedele çevirmek ve kademeli olarak tüm eczacıları kapsar hale getirmek için mücadele edeceğiz. Örgütsel gelişme yönünde de adımlar atmak durumundayız. Örgütsel gelişmenin ilk ayağı olarak kendi içimize kapalı bir yapı olmaktan çıkmak, ilaç ve eczacılık alanında kendi dışımızdaki örgüt ve yapılarla işbirliklerinin imkânlarını yaratmak ve çoğaltmak için çaba göstereceğiz. Onların da katkılarıyla zenginleşeceğimize, bütünleşeceğimize ve geleceğimizi hep birlikte kazanacağımıza inanıyorum. Diğer ayakta ise Novagenix ve EGAŞ gibi Birliğimizin yıllar önce büyük emeklerle ve umutlarla var ettiği kuruluşlarımızı yeniden yapılandırıp güçlendirmek zorundayız. Özellikle Novagenix’in yetim ilaçlar gibi, kârlılığı düşük ancak halk sağlığı açısından önemli ilaçlar gibi alanlarda ilaç ruhsatı alması ve ilaç üretimine geçmesi konusunda çalışmalıyız. Değerli meslektaşlarım, Değerli delegeler, İnsanlık bugün 20. Yüzyıl sona ererken yitirir gibi olduğu bilincine yeniden kavuşmak arzusuyla bir kez daha güçlerini harekete geçiriyor, belleğini yokluyor, yaratıcılığını sınıyor. Büyük umutların büyük kaygıların gölgesinden sıyrılışına, umudun umutsuzluğun koyuluğu içinde parıldayışına, dayanışmanın okyanusun derinliklerinden uç verişine tanıklık ettiği bir dönemeçteyiz. Biz de attığımız tarihi adımın, gündeme getirdiğimiz büyük atılımın bilincinde olalım. Onun gerektirdiği sorumlulukla kongre çalışmalarımızı yürütelim. Bu kongrede yakın dönemimizi kazanmayı da güvence altına alalım. Önümüzde bir sonraki kongreye kadar uzanacak iki yıllık bir dönem olacak. Bu dönemin sorunlarını, bu dönemin görevlerini tanımlayalım, bu dönemi planlayalım. Kısacası demek istiyorum ki, sorunlara bir yandan önümüzdeki tarihi dönemi kucaklama, öte yandan da bunun bir parçası olarak önümüzdeki dönemi kazanma perspektifiyle bakalım. Geçtiğimiz dönem umut dolu ama zor bir dönem oldu. Artık kendi kendimizle kavga etmeyi bırakmamız gerekiyor. Çünkü bu bulaşıcıdır. Peki, bulaş nerede başlar? Düşüncelerimizde. O zaman düşüncelerimizi kontrol altında tutacağız. Düşüncelerimiz davranışa dönüşür. O zaman davranışlarımızı kontrol altında tutacağız. Davranışlarımız alışkanlığa dönüşür. O zaman alışkanlıklarımızı kontrol altında tutacağız. Alışkanlıklar karakterimiz olur. Karakterimizse kaderimiz. Eğer kaderimizi değiştirmek istiyorsak düşüncelerimizden işe başlamalıyız. Bizler başta mensubu olduğumuz eczacılık mesleğine, örgütümüze, sağlık sistemine ve halkımıza olumlu bir şeyler katabilme isteği ve gayreti ile çalışmalarımızı sürdürdük, sürdürüyoruz. Bizden önce hizmet edenlerin koymuş olduğu tuğlanın üzerine bir tuğla daha koyarak yapılanları geliştirip büyütmeye çaba sarf ediyoruz, yarınlarda da devam edeceğiz. Bu anlamda 39’uncu Büyük Kongremizin mesleğimize, meslektaşlarımıza, sağlık alanına ve ülkemize yararlı olmasını, umut dolu yarınlara, geleceğin ışıklı günlerine pencereler açmasını diliyorum. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, Kongremize onur veren misafirlerimiz başta olmak üzere hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
